Şu Çılgın Akademisyenler
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Şu Çılgın Akademisyenler

Güzel bir projeye yol verildi geçenlerde. Yurtdışına kaçan nitelikli insanlarımızı, beyin göçünü, geri döndürmek için aylık 24 bin lira gibi bir burs ve ayrıca araştırma ödenekleri vaat edildi. Çok memnun edici bir gelişmeydi. Sonuçta vatanperverlik her insanın içinde romantik bir biçimde vardır ve böyle teşviklerle desteklenirse tersine beyin göçü gerçekten de sağlanabilir.

Tam iyi hoş dedik, birkaç gün sonra, biri Boğaziçi’nden, biri Bilgi’den iki profesöre şafak operasyonu yapıldı iyi mi! “Gezi eylemleri” ile ilgili olduğu kamuoyuna yansıdı. Çok olağanüstü bir durum olmadığından pek gündem yaratmadı. Yani iki tane akademisyen, nedir ki… Olaya biraz haber değeri kazandıran da işte tam bu tersine beyin göçünü konuşurken, bilim insanlarımız yurda dönsün derken hadisenin patlak vermesiydi.

Ben Gezi’ye katılmadım veya desteklemedim, o yüzden benim meselem dava konusu değil, mesleğin geleceğidir. Yarın ben Gezi’ye karşı bir makale yazdığımda Gezi’yi savunanlara atıf yapmak zorundayım; onlardan bahsetmek zorundayım, onları çürütmek zorundayım. Akademinin raconu budur. İş buralara gelirse ben nasıl tartışarak kendimi geliştirebileceğim karşıt görüşler bulabilirim? Ben iyiyim, bu kötü gibi kesin hükümler akademik dünyada ukalalıktır, kibirliliktir. Kibir ve ukalalık da yalnız yerinde saymaya hizmet eder, gelişim getirmez.

Duayen hukukçu Prof. Dr. Kemal Gözler hoca, Elveda Anayasa kitabında, şöyle bir serzenişte bulunmuştu: Ülkenin anayasası değişecek; popçusu konuşuyor, topçusu konuşuyor ama anayasa hukukçuları konuşmuyor veya konuşamıyor. Korkuyorlar ya da sesleri cılız çıkıyor.

Bu kesinlikle yerinde bir tespitti. Peki kimler konuşuyor?

Bir beyefendi: Uzay profesörü; kadının yeri evidir, işi çocuk bakmaktır; öyle bakanlık, başkanlık, iş kadınlığı falan olmaz dedi. Bu beyefendi hem profesör, hem dekan. Şöyle bir özgeçmişine baktığımda gördüm ki, ön lisansta iki yıl elektronik okumuş ve akabinde lisansa geçip Otomotiv bölümünü bitirmiş. Öğrenciliği bitince Endüstri Meslek Lisesi’nde bir yıl motor öğretmenliği yapmış. 1997 yılı itibariyle patlama yapan bir kariyer, onu önce Mekatronik alanında hızlıca uzmanlaştırıp bölüm başkanı yapmış, nihayetinde Havacılık ve Uzay Bilimleri dekanlığına getirmiş. Türkiye’de de öyle çok yok bu bölümden. Puanı düşük diye ilgisi olan da tercih etmiyor. Puanı niye düşük, çok da üstünde düşünmemek lazım.

İşte bu adam konuşuyor. Mekanikte çok başarılıymış, otomotivde çok başarılıymış, sen bu havacılık ve uzay işine bir el at artık demişler. Bu hocamız da 1906’da Lillian Todd isimli bir hanımefendi uçak yapmışken ve kendisi doğmadan yedi yıl önce, 1963’te, bir kadın astronot olan Valentina Tereshkova uzaya çıkmışken hiçbir liyakati olmadan bir kürsüde oturup diyor ki… İlan ediyorum! Seçimlerde kadın adaylara oy vermeyeceğim. Sen verme zaten hocam.

Önce soruyoruz bizim bu genç işsizlik nedendir? Cevabı üniversite sayısında nitel değil nicel bir yükseliş olmasıdır. Sonra diyoruz bu akademisyenler neden böyle oldu? Tırışkadan üniversitelerde, tırışkadan hocalarla yetişen kötü öğrenciler hoca oldular, nepotizm ile iyi olanları tasfiye ettiler. Kalan iyileri de cadı avıyla ürküttük. Öğrencilerimiz neden Türkçe’yi dahi bilmiyorlar? Onları yapboza benzeyen ortaöğretim sisteminden böyle getirttiniz. Mesleki eğitimde de perişan olduk son zamanlarda? Çünkü beş katlı apartmanlara dönüşen üniversiteleriniz sayesinde kimse artık teknik eleman olmayla, çıraklıkla ilgilenmiyor. Bütün bu soru cevap diyalektiği de sık sık dillendirilen büyük sorunu ortaya çıkarıyor: Üniversitelerimizin dünya değerlendirmelerinde yerlerde sürünmesi.

Peki çözüm ne? Akademisyenleri kurtaralım. Hakikatler, siyasi görüşün, kanaatin çeşitliliğinden doğar. Boş bulduğumuz arsaya üniversite açmaktan vazgeçelim. İnşaat parasını eğitim verimliliğini artırma yönünde değerlendirelim. Medeniyet ve gelişmişlik iyi eğitimli yurttaşlarla mümkündür. Bize ne demeyelim, oh olsun demeyelim… Ülkemiz için her kim kötü konuşursa biz üzülürüz, hakarete uğramayı kanıksamayalım. Savaşmayalım, medenice tartışalım. Bunu akademilerimiz de yapamayacaksa, sivil halkımız nasıl yapacak?

BİR KARA DELİK OLARAK SUUDİ ARABİSTAN

Önce yeni stillerini aile içinde test ettiler. Toplam servetleri dünyayı ihya edecek rakamlara ulaşan 11 prens bir gece operasyonuyla alıkonuldu. Beş yıldızlı otellere kapattılar adamları. Sonra, Lübnan başbakanı Hariri’yi resmi ziyareti sırasında alıkoydular. Adamı rehin alıp zorla istifaya zorladılar, hatta istifa mektubunu gıyabında Lübnan’a yolladılar. ABD’de zor olur diyerek gazeteci Cemal Kaşıkçı beyi Türkiye’ye çağırdılar. İstanbul’da kıtır kıtır doğradılar. Sorumlular, ellerini kollarını sallayarak birer ikişer ülkelerine döndü. En son da Suudi Arabistan’da “Çöl Davos’una” giden Gabon cumhurbaşkanından haber alınamıyor.

Eskiden dünyanın şımarık çocuğu olarak anılan Kuzey Kore bile bu kadarını tahayyül etmemiştir. Onlar, garibim, öyle orta menzilli füzelerle okyanusa gece gündüz atış yapıp gövde gösterisi yapmakla yetiniyordu. Bu Suudlar baya baya hür ülkelerde adam öldürüyor, hür ülkelerin yöneticilerini esir alıyor, kafalarına göre top koşturuyorlar. İran’a karşı konumu nedeniyle ABD için vazgeçilmez bir müttefik olan Suudi Arabistan, haracını da tıkır tıkır ödedikçe, ne uluslararası hukuka takılıyor ne de bir yaptırımla karşılaşıyor. Üstelik bu yeni nesil Suudi Arabistan’ın öncüsü Muhammed bin Selman da henüz veliaht prens… Krallığını göreceğimiz günler için şimdiden heyecanlıyım.

“BLACK FRİDAY” ALIŞVERİŞ KAMPANYALARI ÜZERİNE ÖNERİLER

Bu piyasa kıtlığında kimsede para yok. Bunu senden benden çok satıcılar biliyor. O yüzden yılın büyük indirim günleri kisvesi altında biraz satış yapmak zorundalar. Burun kıvırmayın, gerçekten ederinden ucuza pek çok şey bulmak mümkün. Yeter ki aramasını bilin.

Öncelikle isteklerimizi veya ihtiyaçlarımızı tartalım. Ekranda büyük puntolarla yüzde 90 indirim var yazıyor diye manasız alışveriş yapmanın düşmememiz gereken ilk tuzak olduğunu unutmayın. Alacağımız ve alabileceğimiz ürünlerin indirimlerden önceki fiyatlarını muhakkak inceleyin. Bazı uyanık satıcılar, normalde 100 liraya sattığı ürünü indirim günü 200 liraymış gibi gösterip 120 liraya satarlar. Bunlara prim vermeyin.

Hiçbir marka, site, portal diğerinden bariz daha uygun fiyatlı değildir. “Ben hep buradan alıyorum.” diyerek pervasızca bir sitenin milliyetçiliğini yapmak yerine diğer sitelerle karşılaştırmalar yapın. Biri elektronikte daha uygunken, biri süpermarkette daha uygun olacaktır.

Bir şey olması gerekenden aşırı uygunsa o işte bir bit yeniği vardır. Kendinizi kandırmayın. Bununla bağlantılı olarak, bilişim suçlarının ve siber dolandırıcılığın yaygın olduğu bu günlerde; SSL sertifikası olmayan, güvenilir gözükmeyen sitelerden uzak durun. Kamu spotlarında gördüğümüz üzere bazen bir tek harf değişikliği yaparak tüm siteyi aynıyla taklit ediyorlar. Sözde on liradan cimrilik etmek için, on binlerce liralık mağduriyete girmemizin hiç lüzumu yok.

Evet, geldik mutlu sona… İstek veya ihtiyacımızı önceden belirledik, güvenli alışveriş sitelerine yakın markaja başladık, indirim günlerinden önce pazar araştırması yaptık, hatta indirimler geldiğinde bir kez daha fiyatları karşılaştırarak en uygun fiyattan emin olduk. Bundan sonra sizin gibi milyonlarca insanın tek bir İnternet sitesinde aynı işlemleri yaptığını unutmayın. Bir sayfayı onlarca kez yenilemek zorunda kalabilirsiniz. Türkiye şartlarında bu gibi yüklenme hallerinde operasyonel hatalar vermeyen bir site ben daha görmedim. Sabırlı olun. Sabrın sonu selamettir. Ürününüzü güle güle kullanın!

35. YILINDA YAVRU VATAN ÜZERİNE

Geçtiğimiz günlerde bağımsızlığının 35. yılını kutlayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerine, bugün çok kıymetli hocam Dr. Ahmet Zeki Bulunç ile kısa ama verimli bir görüşmede bulunduk. Geçtiğimiz dönem kendisinin “Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıs” dersinde bulunma şerefine nail olmuştum. Kendisi Lefkoşa’da doğmuş büyümüş, 60’lı yıllarda TMT’de, Beşparmak Dağları’nda mücahitlik yapmış, Barış Harekatı’nı yaşamış, yükseköğrenimini Türkiye’de tamamlayarak, beş yıl süreyle Türkiye’de KKTC’nin Ankara büyükelçisi olarak görev yapmış vatanperver bir Türk akademisyenidir.

Kıymetli hocam başta olmak üzere tanıdığım tüm Kıbrıs Türkleri için, bütün şehitlerimiz için, Mağusa’mız, Girne’miz ve Lefke’miz ve diğer tüm güzel şehirlerimiz için bağımsızlığın bir kez daha kutlu olsun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti! Bu vesileyle bir mesajını paylaşarak kurucu cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş’ı da analım: Bu ülke senindir. Onun egemen sahibi sensin. Barışçı olmak istiyorsan, barış istiyorsan, haklarını bil ve savun. Karşı tarafı bil ve düşün. Bilinçli ol, sabırlı ol, davana ve vatana sahip ol. Geçmişin ile, şanlı Türk tarihin ile övün.

FESLİ KADİR

Oturduğum yerden bir şeylere sallamayı sevmem. O yüzden bu Kadir Mısıroğlu denen zatın sohbetini, konuşmalarını dayanabildiğim kadar dinledim. Neticesinde yaygın kanının haklılığına tümüyle ikna oldum: Bu adam delidir. Ehliyeti mahkemece yeterli bulunacak olursa da, müebbetliktir.

Hangi kitleye nasıl hitap edebiliyor anlamış değilim ama kitlesinin çok istisna olduğu varsayımından hareketle, memleketimizin birçok dokusu bu adamın akli dengesi olmadığı görüşünde birleşti. Gel gör ki, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, bu kanaatte değilmiş. Kalktı, Fesli’yi 9 Kasım’da ziyarete gitti. Zamanlamasının manidarlığı bir yana, Ali Erbaş’a vatandaşın vergileriyle Atatürk’ün kurduğu devletten maaş aldığını ve neredeyse tamamı Müslüman olan bir ülkenin dini kanaat önderi olarak şahsi ziyaretlerini dikkatli yapmak zorunda olduğunu hatırlatmak gerekir.

Bu yazı 285 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar