Pozitif toplamlı oyun
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Pozitif toplamlı oyun

Sayısız tartışma programı izledim, o kadar durum analizi okudum ama hiçbiri 1 Nisan akşamı Habertürk’te Şükrü Küçükşahin’in yaptığı AK Parti tespitleri kadar net, yalın, ölçülü ve doğru değildi. İlk paydada dedi ki: “AK Parti 2010’a kadar sürdürdüğü ve reform olarak adlandırdığı süreçte toplumla arasında çok sağlıklı bir bağ kurmuştu. Öncelikle bir ilçe örgütüne, milletvekiline, belediye başkanına, bakana ulaştığınızda derdinize çözüm bulabiliyordunuz. Kurucu kadroların da iyiden iyiye tasfiye olmasıyla bu kadrolar sıfırlandı. Artık herkesin, her dileği için tek birine ulaşması lazım: Reis’e. Bu durum giderek toplumla AK Parti arasına duvar örüyor.”

İkinci bölümde AB hedeflerinden vazgeçilmesi, komşularla “sırf” sorun politikasına geçiş ve söylemlerin tutarsızlığı üzerinde durdu. Özellikle bir yandan hepimiz aynı gemideyiz derken, bir yandan da terörle işbirliği üzerinden toplumu yersiz bir kutuplaşma içine ittiklerini ve bunun “karşı” tabir edilen grupta yarattığı korkuyu anlattı. Elbette muhalefetin korkusunun üzerine, cebi üzerinden endişeye düşen ve neden fakirleştiğine dair “dış güçler, terör, büyük oyunlar” hikayelerini çok da inandırıcı bulmayan iktidar seçmeni de kulak çekmeye karar verdi. Abdülkadir Selvi’nin hemen seçim öncesi köşe yazısında Mehmet Akif’ten yaptığı alıntı bu açıdan dikkate değerdi: Gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen iki kazma kürek iki de ırgat gerek. Hadi gel yapalım geri şunu desen bir Sinan gerek bir de Süleyman. Seçmen Süleymaniye’yi yıkmadı ama 4.5 yıllık işletim hakkını muhalefete kazandırdı.

AK Parti, enteresan şekilde en çok Güneydoğu’da karşılık bulan yeni milliyetçi söylemiyle 15. Seçiminden de birinci parti çıktı. Fakat öte yandan, Nagehan Alçı’nın ifade ettiği gibi “beka” söylemi üzerinden kendi eliyle bir kısım seçmenini de MHP’lileştirdi. Milliyetçi Hareket, gerek ortağına karşı girdiği seçimlerde gerek ittifak adayının kendi rozetini taşıdığı yerlerde çok başarılı neticeler aldı. Kurultay tartışmalarından bu yana adeta ağırlıklarından kurtulmuşçasına yükselen MHP, meclisteki düzenleyici konumunun yanında belediyelerde de azımsanamayacak bir ağırlık kazandı. Üstelik bunu zaten büyük çoğunlukla seçmeninin İYİ Parti’ye geçtiği büyükşehirlerde aday çıkarmayarak, yani kazanımına bakılınca pek az risk alarak yaptı.

Bu yolda elbet MHP’nin de kayıpları oldu. Bunların başında eğitimli, kentli, aydın seçmeninin çoğu geliyor. Bunların literatürdeki kökeni, Devlet Bahçeli’nin ilk kurultayında Tuğrul Türkeş’in etrafında örgütlenen, “Pop-Ülkücüler” olarak adlandırılan, ocak kadrosunda pek az yetişmiş ve nispeten varsıl ailelerin eğitimli çocuklarıdır. MHP’nin dönemin koşulları içindeki sekülerleşmesi ve teşkilattaki hoşgörülü kültür içinde sivrilen şehirli akademisyenler, doktorlar, hukukçular, ekonomistler ilkin MHP’nin yeniden İslami tandanslı siyasete dönüşü ile bir buhran yaşadılar. Cumhur İttifakı, bu gruptaki kopmaları artırdı ve bahsi geçen büyükşehirli, Batı kültürünü benimsemiş MHP’lileri CHP veya İYİ Parti içinde konsolide etti. Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Özdağ hocanın istifası sırasında genel merkezdeydim. Kendisini severim veya sevmem, önemli bir akademik kariyer sahibidir ve her şeyden önce alanında saygın bir profesördür. Bir partili o gün “Ocaklarda çay taşımayan adamı bu makamlara getirirsen böyle olur.” demişti. MHP’nin ara ara yaşadığı elitist-halkçı, mektepli-alaylı tartışmalarını kafamda oturtan en net sahne de bu olmuştu. MHP’de hem iyi eğitimli hem ülkü ocaklı kadrolar yıllardır isteniyor; fakat iyi eğitimlilerin ocak kültürü yarım kalıyor, ocak kültürü tam olanların ise eğitimi eksik kalıyor. Genel Başkan Sn. Devlet Bahçeli’nin sık sık “helalleşme, kavuşma, yeniden birlik” mesajlarına başvurması da kayıpların farkında olunduğunun ve önemsendiğinin göstergesi. Bu iç mesele için MHP’nin AK Parti ile ilişkisi içerisinde İslamlaşmak ile Araplaşmak arasında dengeyi iyi kurması gerekiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi, Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nu Sayın Cumhurbaşkanının hedef tahtasında oturması dışında bir yerde sahaya sürmeyerek doğru strateji izledi. Muharrem İnce’nin 24 Haziran öncesi uyguladığı ve Beyaz Türkleri aşırı gaza getiren, AK Parti seçmeninde ise Cumhuriyet Mitingi sanrısı yaratan büyükşehir mitingleri terkedildi, bu da doğru bir stratejiydi. Genel Başkan ve kadroları salonlarda küçük hitaplar verirken, adaylar bu darboğazda çarşı pazarı adım adım arşınlayarak beğeni topladılar. Özellikle Ekrem İmamoğlu, hepimiz ters köşe eden bu sonuca imza atarken insanlara dokunmayı çok iyi başardı. CHP, kendi isminin fazla rağbet görmediği yerlerde muhafazakar sağ kökenli isimleri aday göstererek ve kendi sembollerinden uzak durarak ciddi destekçi kazandı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da CHP’nin başarısında ciddi bir rolü var. HDP seçmenini konsolide etme işini söylemleriyle CHP yerine yaptı ve CHP’ye de bu yolla HDP ile aslında bir ittifakı olmadığını ifade etme alanı kazandırdı. Buna ek olarak bir de Ankara’da en basitinden Ankaralı olmayan zayıf bir aday olarak Mehmet Özhaseki’yi çıkardı ve en başından Mansur Yavaş’ı seçimin favorisi yaptı. Bu da yetmedi, Mansur Yavaş’a bizzat özel ithamlarda bulunarak mağduriyet kazandırdı.

CHP’nin en büyük başarısı ise gençlerde başarılı olduğunu bilerek, yaşlılara yönelik bir propaganda yürütmesi ve nispeten o yaş grubuna sevimli gözükmeyi başarmasıdır. AK Parti ise zaten yaşlı nüfusta başarılıydı, onlar da gençlere sempatik gözükmeyi, “Yaşı yetenler Eski Türkiye’yi gençlere anlatsın.” söylemiyle denedi ama pek başaramadı. CHP’nin İzmir’e ek olarak özellikle İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin gibi büyükşehirlerde kazanması dünya genelinde memnuniyetle karşılandı. Biz bunu kendi medya filtrelememizde “CHP’nin dış güçlerle oyunu” biçiminde görüyoruz. Halbuki yaşam tarzını Batılı standartlara oturtmuş metropollere sahip olmak, tersine beyin göçünü gerçekleştirmek ve hatta dışarıdan öğrenci çekmek, büyük kardeşlik anlaşmaları imzalamak ve köprüler kurmak, özellikle Avrupa toplumlarına karşı yakınlığımızı tazelemek anlamına gelir. Son yıllarda Suriyeli ve Afgan’dan geçilmeyen şehirlerimiz sayesinde, Türkiye’ye gelmek isteyen Erasmus öğrencisi bile bulunamıyor. O yüzden CHP’nin başarısını sahiplenmekte de ülkemiz için, Sayın Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi, bir hayır vardır.

Türkiye ile Yunanistan’ın ilişkisine ithafen bir kaynakta “annoying stepbrother” (sinir bozucu üvey kardeş) denildiğini duymuştum, çok beğendim ve hep kullandım bunu. MHP ile İYİ Parti’nin ilişkisinde de biraz bu var. Kökeni, yapısı, çıkış yolu aynı olan iki parti; söylem, yaşam tarzı ve siyasete eklemlenme sürecinde son derece farklılar. Her ikisi de hemen hemen aynı geleneğin savunucusu olmalarına rağmen bu geleneği en uç iki noktada tanımlıyorlar. İYİ Parti, MHP’den farklı olarak, bu seçimden kendi çıkarlarını doğrudan elde ederek çıkamadı. Kazandıran konumunda kaldı. Sn. Meral Akşener’in seçim sonuçları akmaya başladığından itibaren yüz ifadesi bu konuda bir hezimet içinde olduğunu gösteriyor. Bilhassa seçimden önce “AK Parti MHP’nin dört katı, onlar birbirine şu kadar belediye veriyor. Biz CHP’nin yarısıyız, ona göre alacağız.” gibi bakkal hesabı pazarlıklar yapıldığı da hatırlanırsa, İYİ Parti’nin hayal kırıklığı daha iyi anlaşılabilir. İYİ Parti İstanbul’u kazanan bir blokta yer aldı belki ama MHP de tarihinde ilk kez kendi namına İstanbul’da belediye sahibi oldu. Bunun hesaplaşmasını yaşıyorlar. Kutlamalardan sonra ayrılıklar artacak, çatlak sesler yükselecektir. Bu tartışma ve kırgınlık seçmenleri çok etkilemese de özellikle MHP’den devşirilen Yusuf Halaçoğlu gibi Ümit Özdağ gibi çok kaliteli beyinlerin seyrini etkiliyor ve etkiler.

HDP’nin sanki Kürt milliyetçisi değilmiş de tek sol partiymiş gibi bir argümanı vardı. Bu maske TKP’nin Tunceli zaferiyle kırıldı. PKK’nın tehditlerine rağmen HDP lehine adaylıktan çekilmeyen Fatih Mehmet Maçoğlu Tunceli’ye komünist bayrağını dikti. Maçoğlu, sırf PKK’nın bu tehditleri nedeniyle bile pek çok insanın kalbini kazandı. İdeolojik olarak HDP’nin duruşu böyle yıpratılırken, güneydoğuda da Cumhur İttifakı Kürt seçmenin kalbini kazandı ve kaç seçimdir bölgede blok halinde duran mor rengi ortasından yardı. Kullanılan sert ve terör odaklı dil büyükşehirlerdeki Kürtleri nasıl kaçırdıysa, güneydoğudaki Kürtleri o kadar Cumhur İttifakı’na getirdi. Cumhur İttifakı’nın 24 Haziran seçimlerindeki oy oranını yeniden yakalaması da zaten bu güneydoğuda kazanılan oylar sayesindedir. Bu noktada, AK Parti ve MHP için terörle mücadelede ve savunmada kritik önemi olan oradaki belediyelerin alınıp Antalya’nın verilmesinde sanıyorum bir sakınca yoktur. Bu sonuçlarla HDP’nin Kandil’le bağı ister istemez sınırlanacak. Bu vesileyle bir özeleştiri yapıp bağımsız bir Türkiye partisi olma yolunda adım atmalarını bekliyoruz. Filmlerini sevdiğim, tiplemelerine güldüğüm, sanatında başarılı olan Sırrı Süreyya Önder bu konuda siyasi sorumluluk almalı ve bu şahin dili sanatın içinde eritmeyi denemeli.

SETA’dan Hasan Basri Yalçın’ın seçim gecesi itibariyle analizlerini oldukça başarılı buldum. İlk gün Ahmet Hakan’ın programında, Saadet Partisi’nin seçimde Millet İttifakı dışındaki eklemlenmesi ve AK Parti seçmeni için suni bir tercih olarak pusulaya yazılması yönünde iyi koordine edilmiş planı ifade etti. Saadet her ilde hiçbir zafer beklentisi olmadan “yüzde bir” adayları belirledi. Bu da “iki yüzde ellilik sistem” içinde çok değerli bir piyon olarak rol almasını sağladı. Fakat en nihayetinde Saadet’in Temel Karamollaoğlu liderliğindeki siyasetinin sürdürülebilir olmadığını kabul etmek gerekiyor. Bir yandan Necmettin Erbakan’ın oğlu genel merkezinden dışarı atmak da dahil türlü psikolojik savaşla başında bekliyor, bir yandan da gelenekçi Saadet mirası CHP lehinde sık sık kullanılarak marka değerini günbegün kaybediyor. Yalnız CHP’li gençlerden reaksiyon alan sosyal medya reklamlarıyla bu kervan yürümez.

Özetle, her bir partinin kendi içinde kazanımları ve kayıpları şahsım tarafından hiç gereği yokken ve resen, tamamen öznel bir biçimde tespit edilmiştir. Nihayet, içinde bulunduğumuz liberal dünyanın kanunlarını uzun bir süre sonra hatırladık. Bu kanunlar uzun vadede kaybeden olmadığını söyler. Yani elbette kazanımlar ve kayıplar vardır ama ana tema her bir oyuncu için kazanımların kayıplardan fazla olmasıdır. Bu pozitif toplamlı oyun, sistemin kutuplaştırıcı değil işbirliği temelli olmasına dayanır. Türkiye’de adam akıllı savunucusu olmayan neoliberal düşünce varlığını ve ağırlığını hissettirmiş, üstelik bunu cehaletle ve kültürsüzlükle itham edilen cefakar Türk halkı eliyle yapmıştır. Bu sabah açıklanan özde değil sözde liberal Yeni Ekonomi Programı açıkça göstermiştir ki; halkın bu mesajı henüz alınamamıştır. Öncelikle maliyede doğru düzgün, alanında başarılı bir beyin takımı kurulmalıdır. Ekonomi, ehline emanet edilmelidir. Meşruiyet sorunu olmayan Şah, üstünlüğünü kaybetmemek için hedef tahtasında oturan vezirini feda etmelidir.

Bu yazı 71 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar