Konya'daki çok gizli uzay üssümüz
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Konya'daki çok gizli uzay üssümüz

Sokak röportajları yapıyorlar; aklı başında insanların verdiği yanıtları, ilgi çekici bulunmayacağı için, kırpıyorlar. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanların hezeyanlarını dinleyip kötü yorumlar yapıyoruz. En son gördüğüm; ablanın biri Tayyip Erdoğan’dan önce iPhone olmadığını, AK Parti’nin yurtdışıyla anlaşmaları ayarlayarak Türkiye’ye teknoloji getirdiğini söyledi. Sayın Cumhurbaşkanı da ara sıra bu kitlenin zihnine nüfuz edebilmek için “Bizden önce buzdolabınız mı vardı?” gibi demeçler veriyor.

Gazetenin biri 2002’den önce Cem Yılmaz’ın sadece 3 filmi varken, AK Parti iktidara geldiğinden beri 20 yapımda yer aldığını haber yapıyor. Sosyal medyada birileri inansa da gülsek diyerek asparagas haberler gırla gidiyor. Sadece siyaseten düşünmeyelim, kitlelerin cehaleti o boyutlara ulaştı ki, Cemal Süreya diye paylaşılan on şiirin dokuzu sahteymiş.

Yaşlılar, bu gençlerden bir yol olmayacağını düşünüyor. Gençlerin derdi Türkiye’den kaçıp gitmek, çünkü bu ülkeden bir yol olmayacağını düşünüyor. İnsanları oy verme tercihlerine göre yaftalıyoruz ama cehaletin yaşı, partisi, mesleği yok maalesef.

Demokrasiyi lider seçmeye indirgediğimiz bu rekabetçi elitist yapıda bir sorun yok, sorun kitlelerin yönetiminde rol alacak lider beyinlerin gamsızlığında ve boşvermişliğinde… Çoğu Edirne’den sonrasını görmemiş ama yurtdışını övme konusunda birbiriyle yarışan, teoride eğitimli ve ülkesine bir şeyler katabilecek durumda olan genç yetişkinlerimiz, her nedense yüzeysel ve cahil bulduğu kitlelere bakıp bizim ülkemizin hiçbir zaman Avrupa gibi olamayacağını düşünüyor.

Bir haberim var, kesinlikle yanılıyorlar! ABD’nin insanı nasıl bir yapıya sahip? ABD’nin gençleri, yalan söylemeyi siyasetçinin bir erdemi olarak gören vatandaşlarına bakıp, “bizden bir halt olmaz” diyerek Silikon Vadisi’ni, Wall Street’i bırakıp gidiyorlar mı? Japonya veya Güney Kore sokaklarında herkes teknoloji dehası mı? İngiltere’de, Almanya’da sohbet ettiğiniz insanların çoğunun Türkiye’deki kitlelerden farksız olduğunu, hatta daha bilgisiz olduğunu fark edersiniz. Gelir düzeyinin daha yüksek olması dışında gelişmiş ülkelerin insanlarının Türkiye’den hiçbir farkı yok. Öte yandan hiçbir ülkede parlak beyinler çoğunluğun durumuna bakıp umutsuzluğa kapılmaz, şikayet etmez. Çünkü birey, kendisini yetiştiren ve genellikle kendisinden daha az eğitimli bir ailenin ürünüdür. Her anne ve baba, kendi çocukları onlardan daha üstün olsun ister. Nihayetinde ülkemizi düze çıkarsın diye toplumun bağrından çıkan gençlerin, cahil kitleleri öne sürerek milletine ve devletine ihanet etmek için yarışa girmesi nankörlük değil de nedir?

İktidarlar, ideolojiler, hükümetler gelip geçicidir. Asıl olan milletin ve devletin ta kendisidir. Bugün bir yalan habere kendi nenelerimiz ve dedelerimiz de inanabilir, o yüzden toplumun kendisine bir tepki göstermenin hiçbir anlamı yok. Facebook’ta “Konya’daki süper gizli uzay üssümüz” haberini alkışlayan insanlar varsa; onlara bakıp umutsuzluğa kapılmak yerine, gerçekten Konya’da bir uzay üssü inşa edebilmeyi düşünmeliyiz. İnsanların saf duygularıyla inandığı ve ülkemiz için iyi olacağını düşündüğü şeyleri gerçekleştirerek bizimle gurur duymalarını sağlayabilmeliyiz.

Türkiye’den kaçıp gitme hayali kuran deist gençler, yurtdışında metroya geceleyin binip bir evsizle karşı karşıya kaldığında yine içinden Fatiha’yı okuyacaktır. Ayrıca, ne kadar iyi eğitimli ve başarılı olsa da gittiği yerde ikinci sınıf vatandaş olarak görülmekten kurtulamayacaktır.

Bunlara değmez diyerek toprağını aşağılayanlardan ne kendine ne çevresine hayır gelmez.

CUMHURBAŞKANINA HAKARET MESELESİ

Yeni anayasa ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, eski sistemin birçok kuralını benimsiyor. Bunların başında şüphesiz Cumhurbaşkanına hakaret suçu var. Unutulmamalıdır ki, eski sistemde Cumhurbaşkanı’nı korumaya ve yüceltmeye yarayan bu kanunlar, her şeyden önce Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığına dayanıyordu. Cumhurbaşkanı siyaseten veya ideolojik olarak taraf gözetir ve halkın bir kısmını hedef alırsa buradaki koruma kalkanı anlamsızlaşır. Değişen maddeler üzerine kelime kelime kafa yoran Anayasa hukukçularımızı, değişen maddelerin değişmeyen maddeler üzerinde yarattığı hukuki garabet üzerinde de tartışmaya çağırıyorum.

Mesela yeni Anayasa kabul edilmeden önce, 2014-2017 arası, Cumhurbaşkanımıza hakaret suçu işleyen kaç kişi vardı; partili cumhurbaşkanlığı sistemi getirildiğinden beri, 2017’den bugüne, bu rakam kaç oldu? Bahse varım katbekat artmıştır. Değilse bir çay ısmarlarım.

İZLANDA MİZLANDA

Son Dünya Kupası’nın şampiyonu Fransa’ya top göstermeyerek maç kazanan A Milli Takımımız, bir anda grubunun favorisi haline geldi. Şenol Güneş önderliğinde müthiş bir çıkış yakaladık ve ikincilik mücadelesinde dahi kendini bizim çok üstümüzde gören İzlanda’yı korkuttuk.

İzlandalılar o kadar korktu ki, misafir ettikleri Milli Takımımıza karşı rezalet bir tavır sergilediler. Valizler arandı, kafile bekletildi, kaptanımız Emre Belözoğlu’na tuvalet fırçası uzatıldı.

Bu menfur hadiseden çıkan müspet sonuç ise ülke olarak yeniden Milli Takım etrafında kenetlenmemiz ve İzlanda’ya ortak tepki koymamız oldu. Birkaç çatlak ses dışında Türkiye, bayrağı ve forması etrafında on yıl sonra tekrar buluştu. Buna sebep olan İzlanda’ya ve Milli Takım’da bu olumlu havayı başlatan Şenol Güneş hocama sonsuz teşekkürler.

Öte yandan, o zamana kadar bu yaşananları unutmuş olmazsak, 14 Kasım’da Türkiye’ye gelecek olan İzlanda kafilesine sabır diliyorum.

FEMİNİZMİN DÜŞÜŞÜ

Birtakım haksızlıklara karşı susmayarak direnmek ve bunu özellikle sosyal medya üzerinden yayarak gerçekleştirmek günümüzün modası ve bunu şiddetle destekliyorum. Özellikle kadına karşı şiddet, adam kaçırma, taciz ve tecavüz yönünden sosyal medya ciddi bir protestonun merkezi olmakta ve başarılı biçimde suçla mücadeleye etki etmektedir. Gelgelelim buradan sebeplenmek için sıraya giren feministler, artık gerçek haberleri de itibarsızlaştıracak bir biçimde sahte taciz iddiaları yayarak bilgi kirliliği yaratıyorlar.

En son denk geldiğim bir paylaşımda bir kadının karşısında oturan bir amca, ona bakmamak veya tamamen farklı bir sebepten gözlerini kapatmış ve bir feminist tarafından fotoğrafı ifşa edilmişti. Artık bakmamak da suç olmuş anlayacağınız! Tahmin edileceği üzere paylaşımı ters tepen feminist hanım kızımız sosyal medya hesaplarını kapatarak topuklamak zorunda kaldı.

Kimsenin ne giydiği, ne yaptığı, hangi saatte nerede olduğu bizim konumuz değil. Haksızlığa ve yanlışa hep beraber karşı durabiliyoruz. Bu gibi hasta ruhlu feministlerin bilmesi gereken, mesnetsiz iddiaları sebebiyle gerçekten mağdur olan insanların iddialarına karşı da bir güvensizlik oluşturdukları. Feminizm kendi kendini tüketiyor. Kim ne derse desin… Kadının düşmanı aslında erkekler değil, yine kadınlardır.

KASIM 2002’DE BAŞLAYAN GENÇLER-AK PARTİ GERGİNLİĞİ

Kuruluşundan beri hastasını, engellisini, beyaz yakalısını, mavi yakalısını, yaşlısını, ev hanımını, evsizini ve hemen herkesi en az bir kez mutlu edebilmiş olan AK Parti’nin gençlerle yıldızının bir türlü barışmayışı dikkate değer bir konudur. Kendimce madde madde açıklayayım:

Çağın gereği olarak, siyasal İslam bir yana herhangi bir din konusu gençlerin ilgisini çekmiyor. Sözgelimi; gençler artık homoseksüel olanları değil, homofobik olanları ayıplıyor. Dünya vatandaşlığı ve ortak değerler dışında bir kısıtlayıcı doktrini olumlamıyorlar.

Eğlenceye ve gece hayatına karşı her şey giderek pahalanıyor ve ulaşılmaz oluyor. Yasakçı ve baskıcı bir imajı var AK Parti’nin, gençlerde yaşam tarzı endişesi yaratıyor.

Yetmiş yaşında adamların onlarla aynı oyunu oynaması, onlara “kanka” demesi sempatik gelmiyor. Gerçekten “kankası” olacak yaşta insanları vitrinde istiyorlar, siyasi partilere genel bir tavırları var ama sözkonusu hiyerarşisi en sert olan AK Parti olunca antipati daha büyük oluyor.

Avrupa Birliği’nden giderek uzaklaşma sonucu Batı’dan tamamen kopma korkusu var. Doğu’ya özümüz, canımız dersiniz ama Instagram, Twitter, Facebook; yani Batı modası olmadan yaşanmaz.

Toplu taşımada maaş sahibi olan emeklilerden pahalıya, öğretmenlerle eşit ücretle seyahat etmeleri. Bursların pek az, geri ödemeli kredinin baş belası olması. Öğrenciliğin sefaletle eş anlamlı görülmesi.

Her yere yapılan üniversitelerin teknik elemanlığa ilgiyi azaltması, çok sayıda lisans mezunu işsiz yaratması ve kötü eğitim. İlk ve ortaöğretimde her sene sistem değişikliği yapılması.

Küreselleşen dünyada birey olarak duruşu olan ve hemen hepsi aktivist niteliğindeki gençlerin teba olmakla, dava adamı olmakla, piyon olmakla ilgilenmemesi.

Özellikle dövizin ayarsız artışıyla özellikle teknolojik olarak fakirleşmek; diğer ülkelerdeki yaşıtları gibi dünyayı gezmek yerine akşam ne yiyeceğini düşünen bir genç profili çizmek.

Uber, Booking, Vikipedi gibi platformlara ve pek çok internet sitesine uygulanan karartma ve yasaklar. Liberal dünyanın nimetlerinden faydalanamamak dünyadan izole edilmiş ve boğulmakta hissettiriyor.

Diğer her şeyin yanında AK Parti iktidarıyla büyümüş, öncesini görmemiş veya hatırlamayan insanlar olarak gençlerin kötü giden her şeyin faturasını haklı olarak iktidara kesmesi ve olası bir iktidar değişikliğinde her şeyin düzeleceği algısını kurmasıdır.

Bu yazı 90 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar