Gençler geleceğimiz-miş
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Gençler geleceğimiz-miş

Neredeyse 2500 yıl önce yaşamış bir civanmert var, bugün bile Makedon mu Yunan mı tartışılıyor. Millet bir şehirden öbürüne domates götürüp satamazken, yirmi yaşında imparator olan Büyük İskender hemen hemen bütün dünyayı tek başına fethetti.

Türk ordu geleneğinin öncüsü Mete Han, askeriyede onluk sistem kavramını yaratıp dünyaya armağan etti. Pek yiğitti, korkusuzdu, çağının ötesinde bir liderdi. Kendisinin azametini en büyük düşmanı olan Çinliler anlattı, başa geçtiğinde yirmi beş yaşındaydı.

Orta Çağ’ı ve Doğu Roma İmparatorluğu’nu yıkan lider Sultan Mehmet İstanbul’a girerken 21 yaşındaydı. Babasına kalsaydı yaptıkları hayal olacak, statükocu bir politika izlenecekti. Çok okuyan, çok dil bilen, çok hırslı ve çok iyi akıl hocalarına sahip olan Fatih, devrinde görülmedik stratejiler ve teknolojiler kullandı. Atilla’dan bin yıl sonra Avrupa’yı titreten ikinci Türk büyüğü oldu.

Dünyada insan hakları ve özgürlükleri için referans olan Fransız Devrimi’nin doğurduğu en önemli şahsiyet Napoleon Bonaparte’dir. Otuz beş yaşında başa geçti, bütün Avrupa ve kadim imparatorluklar onun karşısında birleşti. Defalarca kez onları yenilgiye uğrattı, Paris’ten Moskova’ya kadar yürüdü, tarihin en büyük liderlerinden oldu.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarih sahnesine çıktığı Çanakkale Savaşı’nda otuz dört yaşındaydı. Buradaki savunmasıyla ABD’li ünlü General Patton’a, İstiklal Savaşı’ndaki taarruzuyla Alman yıldırım savaşına ilham verdi. Çöken bir imparatorluğun ardından Türk milletinin küllerinden yeniden doğuşunu hazırladı. Türkiye’ye cumhuriyeti armağan ettiğinde 42 yaşındaydı. Askeri, siyasi, diplomatik ve akla gelen hemen her konuda asırda bir yetişen bir dehaydı. Gençlere belki de en çok anlam yükleyen de oydu. Benim yaradılışımda bir fevkalâdelik varsa, o da Türk olarak dünyaya gelmemdir, diyordu. Her Türk gencinin onun gibi olmasını istedi ve buna canı gönülden inandı.

İşler her zaman pek güllük gülistanlık gitmedi tabii. 1933’te öfkeli küçük bir adam, Adolf Hitler, kırk dört yaşında Almanya’da başbakan oldu. Aynı dönemde İngilizlerin başında 64’lük Chamberlain dede vardı, Fransa’yı ise 62 yaşındaki Lebrun yönetiyordu. Öfkeli gençler, dedelerini diplomatik bir yıkıma uğrattı, çünkü aynı dili konuşamıyorlardı. Sonunda İkinci Dünya Savaşı çıktı. Nispeten biraz daha genç olan Stalin ve Roosevelt amcalar devreye girerek Batı medeniyetine hâkim oldular. İkinci Dünya Savaşı, bu bağlamda eskiyle yeni çatışmasını da anlatır. Almanların üniformalarını bile Hugo Boss tasarlıyordu, ideolojiden falan hiç anlamayan bir genç sırf havalı ve şık görünmek için askere yazılabilirdi.

Genç ve ateşli önderler, haliyle 1945’ten beri pek istenmiyorlar. Savaştan sonra bayrağı devralan, yetmişine dayanmış Alman Adenauer ile Fransız Schuman tüm hırs ve kinlerini bir kenara bırakıp Avrupa Birliği’nin temellerini atınca gençleri dışlama tezi güçlendi. Zamanla tecrübeli ve soğukkanlı olunur diye yaşlı olmak, siyaseten bir önkoşul haline geldi.

Bugün ise işler istenildiği gibi gitmiyor. Kanada’da marjinal yakışıklı Justin Trudeau, Fransa’da umut vaat eden ekonomist Emmanuel Macron, Avusturya’da ateşli milliyetçi Sebastian Kurz, Yunanistan’da kurtarıcı partizan Aleksis Çipras, İtalya’da genç hukukçu Luigi DiMaio derken bir gelenek sarsılmaya başladı. Gençler rüzgârı arkasına alma konusunda öyle başarılı örnekler verdi ki, Batılıların bugün Maduro’nun yerine Venezuela’nın başına geçirmek istediği muhalefet lideri Juan Guaido’nun en önemli ve belki de tek özelliği 35 yaşında olması.

Bugün Türkiye’de “ilk oy” kavramı bağlamında gençlerin üstüne her siyasi partinin bir hesabı var. Fotoğraflarda el öpen bir genç ve “geleceğimiz olan gençler” alt metni bunun temel şablonudur. Öte yandan hiçbir partinin tepe kadrosunda otuz beş yaş altına yer verilmez. Bu garabet sağ, sol, merkez parti ayırmaksızın her kesimde ortaktır.

Yaşlanan nüfusa baksın diye çok genç isteniyor ama gençlere bakan pek yok. Emekliler Türkiye’de her zaman bir şekilde birinci gündem maddesiyken, öğrencilere ancak en düşük öncelik gösterilir.

Sözgelimi; İstanbul, Ankara ve İzmir’de 65 yaş üstü için ulaşım ücretsizdir. Öğrenciler ise, öğrenci halleriyle İstanbul’da 1.25, Ankara’da 1.75, İzmir’de 1.80 TL ödemek zorundadır. Harçları, yemek ücretleri, kiraları kepçe ile artıyorsa; öğrencilerin bir bölümüne geri ödemeli verilen burslar kaşık ile artar. Yalnız eğitimin kendisine değil, eğitim görenlere de zulmedilir.

Enflasyonla mücadele edeceğiz diye beyaz eşyaya, mobilyaya, arabaya falan vergi indirimi gelirken, sessiz sedasız vergi zammı kitaplara ilave olundu.

Uzun lafın kısası, gençler geleceğimiz diyorlar ama o gelecek bir türlü gelmiyor. Daha duyarlı, daha entelektüel, daha dinamik olmamız gerekiyor. Çünkü nihayetinde bizim yaşayacağımız geleceği inşa edecek olan da biz olmalıyız. Hala koşabiliyorken, sadece yürüyebilenlerin arkasında kalmamalı. Öne geçmeli ve bayrağı daha ileri taşımalı.

MANSUR YAVAŞ- TAYYİP ERDOĞAN YARIŞI

Genelde her bölgede muhalefetin adayı kim olursa olsun, rakibi Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan olur. Ankara’da bugüne kadar bu durum geçerli değildi, çünkü Melih Gökçek burada tek başına yeterli bir imaja ve karşılığa sahipti. Melih Gökçek metal yorgunluğu denilen illete kapılınca, başkentte de Sayın Cumhurbaşkanı’nın yarışa girmesi söz konusu oldu. Yani Mansur Yavaş, iki kez Melih Gökçek’e kaybetti ama Recep Tayyip Erdoğan ile ilk kez mindere çıkacak. Parti bazında AK Parti ve MHP’nin yarışa önde başlaması handikabı da göz önüne alınırsa Mansur Yavaş’ın işi daha da zor. Öte yandan Muharrem İnce’nin “İstanbul’u alan, doğal Cumhurbaşkanı adayıdır” sözüne binaen diyorum ki, bence bu şartlarda Ankara’yı alan bir Mansur Yavaş doğal Cumhurbaşkanı adayı olur.

IŞIK PAŞA’YI UNUTTULAR

Daha bugün eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ röportaj veriyor ve diyor ki: FETÖ’nün ordudaki hedefi Alevilerdi falan filan. Yahu bu adam, kendisi görevdeyken takır takır Atatürkçü subaylar toplandığında ses çıkarmayan, Kozmik Oda’yı yol geçen hanı yapan adam değil mi? Anlamlandıramadığım bir biçimde bu adam muhalefet içinde sempatiyle karşılanan biri haline geldi. Arka arkaya kitap yazıyor, biz bu FETÖ’yü hep biliyorduk diyor, devamlı televizyona çıkıyor, vicdanlara sesleniyor. Bir ara Cumhurbaşkanı adayı olsun diyenler vardı.

Halbuki, Türk cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşatarak arkadaşlarıyla beraber istifasını veren Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in adını anan yok. Işık Paşa, istifasını açıklarken günün koşulları “personelinin hak ve hukukunu koruma sorumluluğunu yerine getirmesine engel olduğundan, işgal ettiği bu yüce makamda göreve devam etme imkanının kalmadığı” gerekçesini vermişti. İntikam saikiyle yapılan bu tutuklamalar ordunun muharebe gücüne de imajına da zarar veriyor, ayrıca bunlara çanak tutarak birilerinin önünü açıyorsunuz, imasında bulundu ama hiç dikkate alınmadı.

İlker Paşa gibi, mevzu kendisine değene kadar hakkı hukuku takmadan koltukta oturan bir adama karşı, hak ve hukuk için oturduğu koltuktan ayrılabilen Işık Paşa’yı unuttuk. 15 Temmuz gibi bir acı deneyimden sonra bile aklımıza gelmedi, bu adam haklıymış diyemedik.

Neyse, İlker Paşa’yı dinlemeye devam, belki bir sonraki seçimde Cumhurbaşkanı adayı da yaparız.

Bu yazı 181 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar