Cemal Enginyurt'a Övgü
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Cemal Enginyurt'a Övgü

Yasamada partizanlığın zararları konusunda çok dert yandım, çok yazdım. Hatta kimi vekillerin seçildikleri yerle bile alakası yok dedim. Yanımdakiler elini kaldırdıysa ben de kaldırayım diyerek yasama dönemi geçiren mebuslar var; bu şartlarda yönetim sistemi parlamenter de olsa, başkanlık da olsa sağlıklı bir meclis yapısından bahsedilemez.

Velhasıl Cemal Enginyurt bu konuda öyle bir tavır izliyor ki, hayran olmamak elde değil. Çoğu zaman demeçleriyle hislerimize tercüman oluyor, etkinliği ve niteliğiyle örnek bir milletvekili profili çiziyor. İnsanın Ordu seçmeni olası geliyor!

Benim yaşım yetmez… 1999-2002 arası koalisyon döneminde epey hadiseli bir vekillik dönemi geçirmiş sayın Enginyurt. Sonra bir süre görev almamış, 2014’te Ordu belediye başkan adayı olmuş, 2015’te milletvekili adayı olmuş, nihayetinde 2018’de meclise geri dönmüş.

Sayın vekil Rahip Andrew Brunson vakasındaki sert çıkışıyla ilk kez dikkatimi çekti. Sonra fındık fiyatlarıyla ilgili tek başına cansiperane mücadelesiyle gündem oldu. “AK Parti’nin durumu 31 Mart’ta hiç de iyi görünmüyor. Gerek anketler gerekse sokak alarm veriyor.” açıklamasıyla MHP düşmanlığı yapmanın iktidarda yarattığı buhranı sert bir dille ve münferit olarak ifade etti. Sonunda Sayın Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin kendi Twitter hesabından “Enginyurt’un görüşleri partiyi bağlamaz.” açıklaması geldi. Kendisini uzun zamandır takip eden biri olarak, Sayın Genel Başkan’ın ismen bir milletvekiline karşı bir beyanını çok görmedim. Deli dolu ve romantik çıkışları Genel Merkez’i de kurumsal düşüncenin korunması yönünden kendisini ikaza itti.

Buradan da Enginyurt’un her şeye muhalefet bir vekil olduğu anlaşılmasın, aklına yatan ve şahsen desteklediği pek çok yasa çalışmasında AK Parti grubu lehinde de olmuştur. Rozet MHP’lisi değil Sayın Enginyurt, gerçek bir partili aklıyla düşünüp kararlarını seçmenini düşünerek veren bir milletvekili.

Bugün de İYİ Parti’nin “T.C.” ibaresinin geri gelmesine yönelik önergesine grubunun aksine evet dedi. Oyunun rengine basına açıklarken, muhalefete önemli bir ders vermekten de geri kalmadı. Önerge sahibi İYİ Parti’nin 40 milletvekili var, 11 kişi oy vermeye geliyor. Burada amaç yalnız MHP’yi zor duruma düşürme çabası dedi!

Muhalefetin genel ciddiyetsiz havası için bir benzer durum da MHP’nin fındık üreticilerinin sorunlarının çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesinde görüldü. CHP, İYİ Parti ve HDP bu önergeye destek verdi. Meclis çoğunluğu bu dört partide olmasına rağmen önerge reddedildi! Çünkü muhalefet vekillerinin orada olmaktan daha önemli işleri vardı. Sanıyorum.

Mecliste bugün toplam 595 milletvekili var. 297 adet daha Cemil Enginyurt olsa, bu dönemin parlamento çalışmaları çok daha verimli olacakmış.

ROGERS PLANI

Kenan Evren’den nefret etmek için herkesin olduğu kadar benim de sebeplerim vardı fakat bugün bir yeni sebep kazandım ki, hala elim ayağım titriyor.

Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında Yunanistan, ikinci harekatı önleme konusunda ABD’nin devreye girmemesini sebep göstererek NATO’nun askeri kanadından ayrılıyor. 1977’de Karamanlis hükümetiyle birlikte NATO’ya dönüş lobileri başlatılıyor. Malum Soğuk Savaş dönemindeyiz, Sovyet tehdidi ağır basmış. Gelgelelim Türkiye’nin, bir NATO üyesi olarak, Yunanistan’ın geri dönüşünü veto etme hakkı var ve ediyor da. Yunan sürünmeye başlıyor. Kenan Evren cuntası yönetimi ele alana kadar Türkiye bu kozunu elinde tutuyor ve Yunanistan’ı NATO dışı bırakıyor.

Kenan Evren başa gelince, bir ay bile geçmeden, ABD’li komutan B. Rogers’ın planını kabul edip vetoyu kaldırıyor! Üstelik bunu yazılı bir antlaşmayla bir şey talep etmeden veya bir Yunanistan heyetinin sözünü almadan yapıyor. Sonuçta Yunanistan elbette bu planı tanımıyor ve Türkiye’yle sürtüşme ana politikasını sürdürüyor. Bu dış politika fiyaskosunu, bir ömür unutma ve unutturma Türkiye.

2018 MODEL MİLLİYETÇİLİK EKOLLERİ

Amerikalılar, kimliklerini hala tam inşa edemediler. Kimin Amerikalı olup olmadığı belli değil ama kitlesel olarak Amerikalı olmayanlara karşı düşmanlık var. Sosyolojik olarak benliğini “ben olmayanlar” üzerinden tanımlıyor. Ben olmayan 1990 öncesi Komünist, 1990 sonrası Müslümandı. Bugün ibre mültecileri gösteriyor.

İngilizler, günümüzün en net ırkçı milleti haline geldi. Bunda özellikle dil emperyalizmi ve tarihsel hegemonik gücünün payı vardır. Brexit ile hem siyasi hem de toplumsal olarak yeni milliyetçiliğe güzel bir açılım getirdiler. Bunun küreselleşmeyi icat edenlerin ülkesinde yaşanması ise ironik bir konu.

Almanlar, Nasyonel Sosyalizmi tecrübe etmiş bir millet olarak nispeten ılımlı bir milliyetçilik izliyor. Münferit veya küçük gruplarda artan aşırı sağ eğilimleri ise daha çok geçmişiyle gurur duyamamanın bir eksikliği olarak anlaşılıyor. Kimlik bunalımları ağır basıyor. Merkel’in çöküşü yeni bir devir açabilir.

Türkler, Panislamizm ve Neo-Osmanlıcılık ekseninde savruldukça romantik milli hassasiyetlerinden uzaklaşıyor. Anadolu merkezli tarih anlatıcılığı yerini yeniden Balkanlara ve Arap Yarımadası’na bırakmış durumda. Andımız tartışmaları yeniden gösterdi ki ümmetçiler, Kürt ve Arap kesimlerin desteğiyle, Türkçüleri bastırıyor.

SURİYELİ MÜLTECİLERİN DÖNÜŞÜ

Bu ülke pek çok kırılma noktasında pek çok yanlış kararlar vermiştir. Darbeler atlatmıştır, krizler yaşamıştır ama sonunda her şeyi aşmasını bilmiştir. En çok on yıl sonra unutuyoruz bile başımızdan geçenleri. Güçlü bir karakterimiz, güçlü bir milletimiz var. İktidarlar geçip gidiyor ve her türlü yanlışlık zamanla aşılıyor.

Yalnız, bu Suriyeli meselesi gibi bir olay bu ülke hiç geçirmedi. Dört milyon Türk olmayan unsur, hangi gerekçeyle olursa olsun, Türk devletinin içine bırakıldı. Yetmedi, Avrupa’ya kaçmayı başarabilenleri geri almayı da kabul ettik. Devamlı doğum yoluyla sayıları artan, gittikleri yerde kök salmaya başlayan, kimi yerleşimlerde yerlilerin sayıca üstüne çıkan bu insanlar Türkiye’nin asla yutkunamayacağı bir yumru olarak yüz yıl sonra da var olacaktır.

Dönerler mi? Dönmezler. Biz de demografik yapımızın değiştiğiyle kalırız, tarihe not düşelim.

Bu yazı 126 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar