Mustafa Balbay: 12 Eylül’den 12 Eylül’e...

Mustafa Balbay: 12 Eylül'den 12 Eylül'e...

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olan 12 Eylül askeri Darbesi'nin üzerinden 38 yıl geçti.

12 Eylül 2018 - 11:37 - Güncelleme: 12 Eylül 2018 - 12:26

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, bugünkü yazısında 12 Eylül'ü köşesine taşıdı.

Balbay'ın yazısı şöyle oldu: 

Bugün 12 Eylül 1980 darbesinin 38. yılı... 12 Eylül 2010 referandumunun 8. yılı...

Her ikisinin yarattığı tahribat hâlâ devam ediyor.

12 Eylül 1980’deki askeri darbe, öncesiyle sonrasıyla çok iyi irdelenmesi, tam demokrasi için dersler alınması gereken bir süreçtir.

12 Eylül öncesinde yaşları 18’le 25 arasında değişen 5 bini aşkın genç, terör olayları, çatışmalar sonucu yaşamını yitirdi. Ben ilkokul öğretmenimin ve 5 üniversite arkadaşımın cenaze törenine katıldım.

12 Eylül darbesi ile bıçak gibi kesilen olayların ardından sonuçları bugün de tartışılan, askerlerin devleti ve toplumu tümüyle yeniden inşa iddiasına girdiği bir dönem başladı.

12 Eylül’de hakkında işlem yapılanların, bir başka deyimle fişlenenlerin sayısı 1 milyon 700 bindi. Bunlardan 650 bini gözaltına alındı. Gözaltı süresi ilk aylarda 90 günü buluyordu.

210 bin kişi hakkında dava açıldı. Yüzde 90’ı 25 yaşın altında olmak üzere 1980-85 arasında 23 bin kişi 1 yıl, 11 bin kişi 1-5 yıl, 6 bin 200 kişi 5-10 yıl, 2 bin 500 kişi 10-20 yıl, 950 kişi 20 yıl üstü, 630 kişi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 420 kişiye ölüm cezası verildi. 49’u infaz edildi.

Dönemin meşhur 1402 sayılı yasası ile 20 bine yakın devlet memuru atıldı.

Yaşamın her alanını etkileyen 12 Eylül’den önce sendikalı işçi sayısı 5 milyon 722 bindi. 12 Eylül’ün “sendikacı eşittir suçlu” yargısı 1985’te sendikalı işçi sayısını 1 milyon 700 bine indirdi. Bugünkü rakam ise milyonun da çok altında.

12 Eylül’ün bir başka önemli sonucu da liberalleşmenin önünü açan 24 Ocak 1980 kararlarının daha rahat uygulanması oldu. 12 Eylül öncesinin, yani 24 Ocak kararlarının alındığı dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’dı. 12 Eylül hükümetinin ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’dı. 12 Eylül’den sonra 1983’te sivil yönetime geçişin Başbakan’ı Turgut Özal’dı.

12 Eylül anayasası delik deşik oldu ama, o dönem hazırlanan Siyasi Partiler Yasası maşallah sapasağlam duruyor!

***
12 Eylül 2010’da 12 Eylül 1980 Anayasası’ndaki en köklü değişiklik yapıldı. 26 maddelik değişikliğin 24’ü elma şekeriydi. Asıl iki madde önemliydi; Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısını tümüyle değiştiren düzenleme.

26 maddelik değişiklik TBMM’den geçtikten sonra dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından referanduma götürüldü. Yüzde 57.88 evet, yüzde 42.12 hayır çıktı.

Referanduma giderken, o dönem AKP ile arası çok iyi olan, bugün terör örgütü elebaşısı olarak ABD’den istenen Fethullah Gülen şu açıklamayı yapmıştı:

“İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak evet oyu kullandırmak lazım.”

Bu imkân ne kadar oldu bilinmez ama FETÖ, 12 Eylül 2010 anayasa değişiklikleri sonrasında yeniden şekillenen yargıyı büyük ölçüde ele geçirdi. Ne kadar ele geçirdiği 15 Temmuz 2016’daki kalkışmadan sonra daha net görüldü.

2010 referandumu yargıya müdahale başlayınca bunun önünü almanın olanaksız olduğunu bir kez daha gösterdi.

FETÖ’nün bu referandum sonrasında yargının neresine kadar sızdığını bugün bile kestirmek zor. Zira FETÖ ile mücadelenin ne ölçüde gerkçekçi yapıldığı tartışmalı. Bu ayrı bir yazı konusu.

İki 12 Eylül’ün sonuçlarına baktığımızda şunu görüyoruz:
Demokrasinin doğasının dışına çıktığınız an, bundan ülkeye, topluma, devlete hayır gelmez.

***
Dünkü “Yeniden Merhaba” başlıklı yazıya pek çok kesimden karşılık aldım. Eski-meyen dostlar... Sadece Cumhuriyet’in bizi buluşturduğu, birbirimizi görmediğimiz okurlar... Meslektaşlar...
Mesajların, telefonların çoğuna yanıt veremedim. Birkaç gündür kendimi arıyorum, meşgul çalıyor...
Yeniden başlangıç bu mesajlarla daha güzel oldu.
Ahmet Hakan Hürriyet’teki köşesinde hafta sonunda bayiden Cumhuriyet alırken çekilen fotoğrafı kendi diliyle selamlamış. Gazeteyi koklamayı nezaketsiz bulduğunu yazmış. Bunu Cumhuriyet’ten ayrılanlara karşı tutum olarak yorumlamış. Sevgili Ahmet Hakan, o fotoğrafın bunlarla hiç ilgisi yok, sadece üç yıl çok sevdiği gazetenin sütunlarından koparılan bir yazarın özlemi.

Bu haber 55 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
'Ekonomideki tahribat öngörülenin üzerine çıkabilir'
'Ekonomideki tahribat öngörülenin üzerine çıkabilir'
Adalar Çocuk Orkestrası'na destek
Adalar Çocuk Orkestrası'na destek